17 Aralık 2014 Çarşamba



İğneada Istanbul' a yaklaşık 2 saat mesafede,  yeşilin ve denizin iç içe geçtiği sakin bir kasaba. İstanbul' un yoğunluğundan kaçmak, günübirlik kafa dinleyip ferahlamak için birebir. İğneada' ya giderken bir buçuk saatlik otoban sürüşünden sonra yaklaşık yarım saat dağların ve ağaçların arasında bol oksijenli ve bizim gibi şanslıysanız bol güneşli bir yol bekliyor sizi.

İğneada' ya vardığımızda uzun bir sahil şeridi, denizin sesi ve kasabanın sessizliği karşıladı bizi. Biraz dolaştıktan sonra artık bir şeyler yemek için sabırsızlanıyorduk.
İste o an kaşımıza Dobrodošli Rumeli Köftecisi çıktı. Kapının önünde büyük bir ızgara, yanında bir kokoreç tezgahı, dışarıda dört, içeride beş masa  ve bir soba. Bu sıcacık mekana yaklaştığımızda bizi taranmış saçları ve tıraşlı yüzüyle çekingen görünüşüne rağmen masmavi gözlerinin içi gülen İbrahim Ağabey, ardından eşi ve iki çocuğu karşıladı. Ailece çalıştıkları mekanın sıcaklığının sebebi belki de buydu.
Dükkanı inceleyip, gördüğümüz her şeye “bu nedir, şu nedir” dedikten sonra ne yiyeceğimize karar verdik. Açılışı kelle çorbasıyla yaptık; çok hafif sarımsak ve sirkeyle servis ettikleri çorba bana büyükannemin o güzel çorbalarını hatırlattı. Beğendiğimiz çorbanın üzerine, beğenmesi  zorlu bir yemek olan Arnavut Ciğerimiz geldi. Acaba ciğer sert miydi, kokuyor muydu, çok yağlı olursa yiyebilir miydik? İlk çatalda birbirimize bakıp aynı anda “vay bee” diyerek çatallara bir parça soğan bir parça ciğer koyarak kendimizden geçtik. Kendimize geldiğimizde ise tabak bomboştu. Göz ucuyla ızgaraya baktık ki sipariş ettiğimiz Rumeli köftesi, adana ve sucuk tabağa koyulmuş masaya yaklaşıyordu. Bu mükemmel kokunun tadına bakmanın zamanı gelmişti artık.
Acı sosuyla, domatesi, soğanıyla ve yediklerimizi unutturup tekrar acıktıran kokusuyla, İbrahim Ağabey tabakları masaya koyduğunda kısa bir sessizlik oldu. Köftede tercihimiz Akçabat köftesidir normalde ama hem ekmeği ve yağı çok iyi dengelenmiş Rumeli köftesini, hem de acısı yerinde küçük adanaları çok beğendik. Sucuğa gelince, tam kıvamındaki baharatlı tadı (içinde zencefile kadar birçok baharat vardı ama etin tadını bastırmayacak şekilde ayarlanmıştı) ve kurutulmadan pişmesi bizi mest etti.

Başta çekingen sandığımız İbrahim Ağabey meğerse açılmak için yemeğimizi yememizi bekliyormuş. Nerelisin deyince hemen “ben buralıyım, burada doğdum, büyüdüm ama aslen göçmeniz biz” dedi. Yemekten çok memnun kaldığımız zaten her halimizden belli oluyordu. "İnsan isini severek yapacak, biz yemeklerimizi severek hazırlıyoruz, siz severek yeyince daha da çok seviniyoruz."dedi. Tam bu sırada tavana asılı olan sucuklara kafasını çarpan İbrahim Ağabey' in eşi sucuğa söylenince; İbrahim Ağabey bir anda “hemen karım, hemen bu sucukları halledeyim buradan” diyerek sucuklara kızar gibi bakıp yerlerini değiştirdi. Sucuklara kızarken bile gözleri gülüyordu İbrahim Ağabey’ in.

Eğer sizin de bu aralar İstanbul' un karmaşasından biraz uzaklaşmaya ihtiyacınız varsa; kısa ve keyifli bir yolculuğun ardından, hem lezzetli bir yemek yemek, hem de sıcacık bir mekanda kafa dinlemek için İğneada' ya, Dobrodošli Rumeli Köftecisi' ne  gitmenizi öneriyoruz biz.

Bu arada unutmadan söyleyelim; İbrahim Ağabey' e sorduk, Dobrodošli "hoşgeldin, iyi geldin" demekmiş.

0 yorum :

Yorum Gönder